Küba, ABD’nin baskıyı artırmak için uydurduğu yeni bir “bahaneyi” kınadı

Küba Salı günü, adanın en güçlü sanayi ve finans holdingi olan ve şu anda ABD’nin yeni saldırılarının hedefi haline gelen İşletmeler Yönetim Grubu’nun (GAE) stratejik önemini savundu.
Dışişleri Bakanlığı, GAE’yi savunan ve Washington’u, uluslararası kamuoyuna yalanlar yayarak Küba Devrimi’ni ve liderlerini itibarsızlaştırmak amacıyla “bahane uydurmak için kasıtlı olarak hareket etmekle” suçlayan bir bildiri yayınladı.

Bu bağlamda bakanlık, söz konusu şirketler grubunun, ABD’nin adaya yarım asırdan fazla bir süredir uyguladığı “ekonomik abluka”ya karşı “etkinliği kanıtlanmış, yapılandırılmış bir yanıt” olduğunu vurguladı; Beyaz Saray’ın öne sürdüğü gibi “Küba devletine paralel, şeffaf olmayan bir yapı” olmadığını belirtti.

“Tüm bunlar, aşırı sağcı Küba asıllı Amerikalı ideologlar tarafından geliştirilen bir stratejinin parçasıdır” diyor “Küba, GAE ve ABD: Bir Devlet İftirasının Anatomisi” başlıklı metin.

Dışişleri Bakanlığı, özellikle 1 Mayıs'ta ABD tarafından uygulanan yaptırımlara atıfta bulunuyor; 14404 sayılı başkanlık kararnamesi, GAE ile herhangi bir işlem yapan tüm yabancı aktörlere karşı tek taraflı zorlayıcı tedbirler getiriyor.

“Bu, Küba ile ABD arasındaki ilişkilerin yakın tarihindeki en şiddetli, orantısız ve tehlikeli gerginliktir,” diye uyarıyor Küba Dışişleri Bakanlığı; bakanlık, bu eylemleri sürekli bir boğma stratejisi olarak değerlendiriyor.

Devlet için kaynak yaratan bir kurum

Küba Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, GAE’nin misyonu, devletin sosyal kazanımları korumak için kullandığı “döviz ve kaynak yaratma kapasitesine sahip” şirketleri bir araya getirmektir.

Bu bağlamda, 10.000'den fazla konutun inşası, çocuklar için tatil programları, termik santraller ve su yapıları ile poliklinikler ve okullara yapılan yatırımlar gibi başlıca başarılarından bazılarına değinmektedir.

Bildiride şu sonuca varılıyor: “GAE (Eğitim Destek Grubu) ne gizli bir girişimdir, ne de seçkinlerin işidir; hele ki bir avuç ayrıcalıklı kişiyi zenginleştirmenin bir aracı da değildir”, aksine “ABD hükümetinin sürekli saldırılarına direnmemizi sağlayan” şeyin bir örneğidir.

Bu yılın başında Trump, Washington’un Küba’nın ABD ve bölgenin güvenliğine yönelik oluşturduğu iddia edilen “olağanüstü ve sıra dışı tehdit”e yanıt olarak “ulusal acil durum” ilan eden bir kararname imzaladı.

Metin, Küba hükümetini hiçbir kanıt sunmadan “birçok düşman ülkeyle” ittifak kurmakla, “uluslararası terörist gruplara” sığınak sağlamakla ve adada Rus ve Çin kaynaklı “gelişmiş askeri ve istihbarat kapasitelerinin” konuşlandırılmasına izin vermekle suçluyor.

Bu asılsız iddialara dayanarak, Küba'ya petrol ihraç eden ülkelere gümrük vergileri getirileceği duyuruldu ve başkanlık kararnamesine karşı çıkanlara misilleme yapılacağı tehdidinde bulunuldu.

Mayıs ayı başında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba’ya yeni yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulundu. Ardından, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’in hükümetindeki birçok üyeye karşı ek yaptırımlar uygulayarak bu tehditlerini hayata geçirdi.

20 Mayıs'ta ABD Adalet Bakanlığı, 1996 yılında iki uçağın düşürülmesi sırasında üçü ABD vatandaşı olmak üzere dört kişinin ölümüne neden oldukları iddiasıyla eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro ve beş kişiyi daha suçladı. O günden bu yana Havana, uçakların hava sahasına izinsiz girdiğini ve kendilerinin tamamen yasalara uygun hareket ettiğini savunuyor.

Bu suçlamalara yanıt olarak Küba yetkilileri, Washington’un bu hukuki manevrasının, “Küba hava sahası üzerinde uçağın düşmesine yol açan olayın dürüst olmayan bir şekilde manipüle edilmesine dayanan, aşağılık ve alçakça bir siyasi provokasyon eylemi”nden ibaret olduğunu ve bunun nihai amacının ABD hükümeti nezdinde kendi eylemlerini meşrulaştırmak olduğunu iddia ettiler. Kamuoyu, ablukanın sıkılaştırılması ve “silahlı saldırı tehditleri”nden endişe duyuyor.


:

Poste similare


Photos de l'article

Video de l'article